Sahipsiz Mektup

Belki sana da bir mektup var

Sal07222014

Last updatePz, 10 Şub 2013 9pm

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel
Ümit Yaşar Oğuzcan Mektupları

Ümit Yaşar Oğuzcan Mektupları (5)

Çarşamba, 27 Şubat 2013 09:02

Ümit Yaşar OĞUZCAN-5

Yazan
Ayrılık diye bir şey yok. bu bizim yalanımız. sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. şimdi nerdesin? ne yapıyorsun? güneş çoktan doğdu. uyanmış olmalısın. saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? öyleyse ayrılmadık. sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.    zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. önce beklemekten. ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın. bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini..zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. ya o? ya o?    insanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. işte yaşamak maceramız bu. yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!    özleme bir diyeceğim yok. o kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. o nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. o tek güzel yönü bekleyişlerimizin. insanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel. özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. bir ışığı var. bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz. verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir.    seni bunca özlemesem; bunca sevmezdim ki!   
Çarşamba, 27 Şubat 2013 09:01

Ümit Yaşar OĞUZCAN-4

Yazan
Senden hiç ayrılmamak vardı. zamanı durdurmak, bütün saatleri parçalamak vardı. isyan içindeydim. neydi bu çaresizlik? bizi çepeçevre saran bu dört duvar neydi? bir ara tanrıyı düşündüm, peygamberleri, dinleri, kitapları düşündüm. boş inançlarımız mıydı çaresizliği yaratan? o bizim eserimiz miydi? öyleyse neden bizden büyüktü, güçlüydü? bunca yıl neyi aramış, kimi özlemiştim? madem ki benim olmayacaktın, neden seni karşıma çıkardılar? kim yaptı bunu? bu kötülükler kimin eseri? tanrının işi yok da bizi mi görsün? öyleyse kime inanacağız? o kitaplar ki sabırdan bahsediyor. ama ne kadar? nereye kadar? o dinler ki duadan bahsediyor. kime, niçin ve ne zaman? o peygamberler hiç sevmediler mi? ben sana inanıyorum kitaplara değil. ben seni istiyorum. dua değil. sabır değil.    artık gideceksin, biliyorum, vakit geç oldu. yatakta izin kalacak,  havada kokun ve yastığın üzerinde bir iki tel saçlarından. telaş içinde  giyinmeye başlayacaksın. (çoraplarında eğrilik var) diyeceğim,  düzelteceksin. dudaklarını boyarken, eğilip ensenden öpeceğim. için sevgiyle dolacak. gözlerin ışıl ışıl ( üzülme, üzülme diyeceksin, yine geleceğim.) ya gelmezsen? hayır hayır geleceğine inanıyorum. yine gideceğini bilmek kötü. dayanılmaz bir şey bu. hatırlıyorum; elini uzattın, (allahaısmarladık) dedin ve gittin. gözden kayboluncaya kadar baktım arkandan, sonra kapıyı kapattım, bir başka kapı açıldı yalnızlığa.    yürüyemiyordum, oturamıyordum. yattım, uyuyamadım. sanki yerçekiminden  kurtulmuştum, boşluktaydım, ağırlığım kalmamıştı. elimde, tam nabzımın  üzerinde bir saat işliyordu her şeyden habersiz. çıkardım, duvara  çarptım, parçalandı ve durdu. fakat sadece saatin sesiydi kaybolan. yoksa zaman ilerliyordu..   
Çarşamba, 27 Şubat 2013 08:57

Ümit Yaşar OĞUZCAN-3

Yazan

Gelme diyecektim, geldin. iyi ettin geldiğine. neredeyiz? bir şehir yanıyor, dikkat et. tutuşabiliriz. işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz. aranmakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. yine de memnunum. iyi ettin geldiğine. taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi.

ellerini ver, ellerini. öpüşmeye susadım. tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. titreme, yanıyorsun. koluma yat, sağ erkek koluma, güçlü erkek koluma. dağılsın saçların, bırak. nasıl olsa onları da öpeceğim tutam tutam. kulak memelerini, gür kaşlarını, dudaklarını da öpeceğim. dolgun dudaklarını seven, gözlerini, artık yaşamıyoruz. belki de yaşamak bu, bizim bilmediğimiz. öyleyse yeni yeni başlıyoruz yaşamalara, derin nefes almalara, o ölümsüz olmalara.

bir ekşi elma ısırıyordum, dişlerim kamaşıyordu omuz başlarını gördükçe ve biraz sen oluyordum sevdikçe, sevildikçe. (işığı söndür) diyordun, inadına yakıyordum. yalvarıyordun, çıldırıyordum. hiç ağlamadın. ağlasan ne değişecekti. ama ağlamadın işte yükseldin, yüceleştin. tanrılaştın bir yerde.

öyle güzeldin anlatılmaz. alnımdan ter boşanıyordu, saçlarım yapış yapış olmuştu. yüz merdiven inip yüz merdiven çıkıyordum bir dakikada. derin bir kuyudan su çekiyordum. bir mağara ağzından sana sesleniyordum. karanlıklar içinde birbirimizi aydınlatıyorduk. sağır bir zamandı yaşadığımız. sağır ve merhametsiz. kör bir geceydi yumruklayan kapıyı, kör ve dilsiz.

artık hiç sönmeyecektik biliyorum....

 

 

Çarşamba, 27 Şubat 2013 08:50

Ümit Yaşar OĞUZCAN-2

Yazan
Aramak... ömür boyunca aramak...  yalnız seni aramak... paslı teneke kutularda, küf kokan  dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde,  sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak.  belki bu şehirde değilsin. ne çıkar? seni arıyorum ya.  belki de ayni sokakta evlerimiz, sabahları  beni görüyorsun işime giderken.  sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı...  beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını...    hiç gel demiyeceğim sana. aramak neredeyse  ben oradayım. ayaklarım ne güne duruyor?  yok yok birden karşıma çıkma.  kaç, saklan. seni aramak istiyorum.    git bu şehirden haydi git. dağlara çık, o uzak dağlara.  rüzgârların krallığında hüküm sür. baktın ki oraya da  geldim, yine kaç. başını al, açıl denizlere.  gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana  götürmeli seni, dilediğin yere demir atmalı.  ben küçük bir balıkçı kayığı ile  peşinden gelsem yeter. seni arıyorum ya !    bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar  aramalı insan ama ne aradığını bilmeli.  yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. okyanus dalgaları  üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli.  yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip  kanatmalı. çöllerden geçmeli yolu, yanmalı kavrulmalı.  sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli.  buzlar kırılmalı ayaklarının altında,  üstüne kar yağmalı.    bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni.  ayaklarını afrika'dan getirip bir kâğıt üzerine  yapıştırmalıyım, saçların sibirya'da bir mabudun  gözleri olmalı, ellerin italya'da bir heykelin elleri.  bulsam da seni parça parça bulmalıyım.  yine de bir yerin eksik kalmalı.  yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.  ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim.     
Çarşamba, 27 Şubat 2013 08:45

Ümit Yaşar OĞUZCAN-1

Yazan

Geceydi...bütün insanların çırılçıplak olduğu bir zamandı. 
onları düşünüyordum; gümüş tepsilerdeki kristal kadehlerden zamanı yudumlayan insanları düşünüyordum. irili ufaklı aynaların karşısında enseleri bembeyaz kadınlar boyanıyordu. uzun uzun parmakları vardı kadınların.. öpülmeye alışmış olgun dudakları vardı. kocaman kocamandı kalçaları. o kadınları düşünüyordum.

bir kurt bir geyiği kovalıyordu yüreğimde. geyik soluk soluğaydı, yorgundu, bitkindi. karların üzerinde akıp giden bir yıldız gibiydi. koşuyordu. koşmak kurtuluş değildi belki, ama bir ümitti. koşmalıydı.

oysa birer namlu ağzıydı kurdun gözleri. avına güvenle, şehvetle yaklaşıyordu. yeni bilenmiş, sedef saplı bıçaklara benziyordu dişleri, bütün dileği et ve kandı. istese geyiğe hemen yetişebilirdi, ama uzasın istiyordu bu şehvetli koşu, bu bütün damarlarına yayılan sarhoşluk bitmesin istiyordu.

ben seni düşünüyordum. çünkü geceydi. sevişme zamanıydı insanların. yalnızdım. beni kuşatan duvarlar birer beyaz çarşaftı bu saatte. kapılar tüylü, yumuşak battaniyelere benziyordu.

ben seni düşünüyordum. kim bilir ne güzeldin soyunduğun zaman? nasıl kadındın? Nasıl öpüşürdün kim bilir? nasıl kadın kadın kokardı her yerin? tutup avuçlarıma
sığdırıyorum seni, gözlerime, dudaklarıma sığdırıyorum.

sensiz kahrolmak vardı. seninle yaşamak vardı dolu dizgin. seninle her gece birbirimizi yenilemek vardı odalarda. odalara sığmamak vardı. bir sel gibi taşmak vardı gecelerden. elimi uzatsam tutabilirdim seni. öyle yakındın. zamana kokun sinmişti. belki de uzaktan günlerce koşsam yetişemezdim sana. zamana kokun sinmişti. tuttum resmini indirdim duvardan. duvar ağlamaya başladı.....